Abhazya Meselesinde Duygular ve Jeopolitik Gerçekler
Uluslararası ilişkiler dersinde karşılaştığımız ilk yaklaşımlardan biri, devletlerin kalıcı dostluklarından veya düşmanlıklarından çok, çıkarları doğrultusunda hareket ettikleriydi. Kökleri Thukydides’in Peloponnesos Savaşı anlatısına kadar uzanan, Thomas Hobbes’un güvenlik ve güç yaklaşımıyla ilişkilendirilen ve Hans Morgenthau’nun modern uluslararası ilişkiler kuramında sistemleştirdiği realist düşünce, bugün de dünya siyasetini anlamanın temel araçlarından biridir. Abhazya meselesini değerlendirirken de bu gerçekliği göz ardı edemeyiz.
Abhazya Meselesinde Duygular ve Jeopolitik Gerçekler
Uluslararası ilişkiler dersinde karşılaştığımız ilk yaklaşımlardan biri, devletlerin kalıcı dostluklarından veya düşmanlıklarından çok, çıkarları doğrultusunda hareket ettikleriydi.
Kökleri Thukydides’in Peloponnesos Savaşı anlatısına kadar uzanan, Thomas Hobbes’un güvenlik ve güç yaklaşımıyla ilişkilendirilen ve Hans Morgenthau’nun modern uluslararası ilişkiler kuramında sistemleştirdiği realist düşünce, bugün de dünya siyasetini anlamanın temel araçlarından biridir.
Abhazya meselesini değerlendirirken de bu gerçekliği göz ardı edemeyiz.
“Abhazya’ya İzolasyona Son” adıyla faaliyet gösteren bir grup aktivist, Türkiye’nin Abhazya pasaportlarını seyahat belgesi olarak kabul etmesini ve doğrudan ulaşım imkanlarının sağlanmasını talep ediyor.
Bu taleplerin halk arasından bir bölümü, Abazaların Türkiye’nin kuruluşuna katkılarını, Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıklarını ve bu ülkeye bağlılıklarını teleplerinin gerekçesi olarak öne çıkarıyor. Hareketin düşünsel çerçevesini oluşturanlar ise konuyu insan hakları, seyahat özgürlüğü ve evrensel hukuk üzerinden savunuyor.
İnsanların kendi ülkelerinin pasaportlarıyla seyahat etmek istemeleri anlaşılır ve meşru bir beklentidir. Ancak bir talebin haklı bulunması ile devletlerin o talebi yerine getirecek siyasi iradeyi göstermesi farklı meselelerdir.
Peki Türkiye, mevcut şartlarda bu taleplere olumlu cevap verebilir mi?
Benim kanaatim, mevcut jeopolitik dengeler içinde bunun son derece güç olduğudur.
Çünkü Türkiye, Abhazya’ya ilişkin adımlarını yalnızca Abhaz halkıyla veya Türkiye’deki Abhaz diasporasıyla kurduğu bağ üzerinden değerlendirmiyor. Gürcistan’la ilişkilerini, Azerbaycan’la ortaklığını, enerji güvenliğini ve bölgesel ulaşım hatları ile bir çok dinamiği birlikte hesaba katıyor.
Türkiye’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü destekleyen yaklaşımı, Abhazya konusundaki hareket alanını da daraltıyor. Ankara açısından mesele, insani bir talebin ötesinde, bölgesel ilişkilerin bütününü etkileyebilecek diplomatik sonuçlar taşıyor.
Gürcistan’ın Türkiye bakımından önemi, haritadaki komşuluğundan ibaret değil. Batum ve Acara’da Gürcücenin yanında görülen Türkçe tabelalar, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin gündelik hayata yansıyan yüzüdür. Asıl stratejik bağ ise ticaret, enerji ve ulaşım ağlarında ortaya çıkıyor.
Bakü–Tiflis–Kars demir yolu, Bakü–Tiflis–Ceyhan petrol boru hattı ve Azerbaycan doğal gazını Türkiye’ye ulaştıran Güney Kafkasya Boru Hattı, Gürcistan’ı bu denklemin temel ülkelerinden biri hâline getiriyor.
Azerbaycan faktörü de burada belirleyicidir. Gürcistan, hem Türkiye hem Azerbaycan açısından enerji ve ulaşım bağlantılarının devamlılığı için önemli bir ortaktır.
Türkiye’nin Azerbaycan ve Orta Asya ile bağlantılarında Gürcistan üzerinden işleyen güzergahların ağırlığı ortadadır. Ermenistan’la normalleşme ve yeni koridorların açılması ihtimali de bölgesel bağlantılara verilen önemi daha da artırmaktadır.
Dolayısıyla sorulması gereken soru şudur: Türkiye’nin bu ilişkilerde göze alacağı siyasi ve ekonomik maliyeti dengeleyecek hangi somut kazanım öneriliyor?
Abazaların Türkiye’ye bağlılığı ve tarihsel katkıları elbette değerlidir. Ancak bunları, Ankara’nın bölgesel çıkar hesaplarını tek başına değiştirebilecek bir dış politika gerekçesi olarak görmek gerçekçi değildir. Yurttaşlık bağımızın değerini de herhangi bir dış politika talebimizin kabulüne bağlamamalıyız.
Meselenin diğer tarafında ise Abhazya’nın mevcut ekonomik ve güvenlik yapısı bulunuyor.
Abhazya, Rusya’dan bağımsız olarak Türkiye’ye nasıl bir stratejik ortaklık sunabilir?
Bu soruyu sormak, Abhazya’nın bağımsızlığını sorgulamak değildir. Bağımsızlığını savunduğumuz ülkenin hangi imkanlara, hangi sınırlılıklara ve hangi bağımlılıklara sahip olduğunu anlamaya çalışmaktır.
Abhazya’nın ekonomisinde, güvenliğinde ve dış dünyayla ilişkilerinde Rusya’nın belirleyici ağırlığı vardır. Coğrafi konumu ve Karadeniz kıyısındaki varlığı da Rusya açısından özel bir stratejik önem taşır. Türkiye’nin aynı coğrafyaya ilişkin hesabı ise farklıdır.
Abhazya Merkez Bankası Başkanı dostum Beslan Barateliya ile yaptığımız bir sohbette, ülkede dolaşımda bulunan paranın büyüklüğünü sormuştum. Bana yaklaşık 500 milyon dolarlık bir tutardan söz etmişti.
Bu kişisel sohbetten aktardığım rakam, tek başına Abhazya ekonomisinin toplam büyüklüğünü veya üretim kapasitesini göstermez. Ancak ekonomik ölçek ve Rusya’yla kurulan bağ üzerine düşünmemizi sağlayan bir örnektir.
Abhazya’nın bağımsızlığı bizim için vazgeçilmezdir. Fakat bu bağlılık, içinde bulunduğumuz şartları doğru okumamıza engel olmamalıdır.
Rusya’nın Abhazya’yı tanıması ve onunla sürdürdüğü iş birliği, mevcut koşullarda Abhazya açısından hayati önem taşımaktadır. Diasporanın geliştireceği politikalar da bu ilişkinin ağırlığını ve Türkiye’nin farklı önceliklerini hesaba katmalıdır.
Pasaport meselesi de bu siyasi gerçeklikten bağımsız değildir. Türkiye’nin Abhazya pasaportlarını seyahat belgesi olarak kabul etmesi, tam diplomatik tanıma anlamına gelmese bile, Abhazya’nın devlet otoritesinin belirli bir alanda kabulü, dolayısıyla kısmi veya zımni tanıma yönünde bir adım olarak değerlendirilebilecektir.
Bu nedenle talebi yalnızca seyahat özgürlüğü çerçevesinde ele almak, doğuracağı diplomatik sonuçları eksik okumaktır. Türkiye’nin Gürcistan’la ilişkileri ve mevcut bölgesel çıkarları düşünüldüğünde, böyle bir adımı kabul etmesi son derece güç görünmektedir.
Bu konuda öne sürülen Kosova ve Tayvan örnekleri de Abhazya’nın koşullarıyla birebir örtüşmemektedir.
Bu örnekler, seyahat belgesinin kabulü ile diplomatik tanımanın her durumda aynı anlama gelmediğini gösterebilir. Ancak buradan hareketle aynı uygulamanın Abhazya için de aynı siyasi sonuçlarla hayata geçirilebileceği söylenemez.
Her örneğin tarihsel arka planı, uluslararası konumu, ekonomik ilişkileri ve güvenlik dengeleri farklıdır. Türkiye’nin ilgili taraflarla kurduğu ilişkiler de aynı değildir. Dolayısıyla Kosova veya Tayvan üzerinden yapılan bir karşılaştırma, Türkiye–Gürcistan ilişkilerinin ve Abhazya’nın Rusya’yla kurduğu bağın belirlediği özgün koşulları ortadan kaldırmaz.
Bir başka yerde uygulanabilen yöntemin Abhazya bakımından da kolaylıkla uygulanabileceğini düşünmek, hukuki bir imkan ile siyasi uygulanabilirlik arasındaki farkı gözden kaçırmaktır.
Kendi pasaportumuzla seyahat edebilmek elbette en büyük arzularımızdan biridir. Rusya vatandaşlığı bulunan Abhazların Rus pasaportuyla seyahat edebilmesi, bu arzunun yerini tutmaz. Fakat taleplerimizi savunurken mevcut imkanları, hukuki ayrımları ve diplomatik engelleri birlikte değerlendirmeliyiz.
Bütün enerjimizi kısa vadede sonuç alma ihtimali sınırlı taleplere yöneltirken, halkımızın geleceğini doğrudan belirleyen sorunları geri plana itmemeliyiz.
Bölgenin iki büyük aktörünün de olduğu dörtlü bir masanın Cenevre’den daha faydalı olacağı muhakkaktır. Diaspora olarak kısıtlı enerjimizi böyle bir masanın kurulmasının yanında Abhazcanın korunması, genç kuşaklara aktarılması, demografik yapının güçlendirilmesi ve geri dönüşün sürdürülebilir hale getirilmesi, ertelenemeyecek meselelerdir.
Dilini kaybeden, kendi ülkesindeki nüfus ağırlığı zayıflayan bir halkın geleceği, yalnızca pasaportunun kabul edilmesiyle güvence altına alınamaz. Abhazcanın gündelik hayattan çekildiği ve Abhazların kendi ülkelerinde azınlıkta kaldığı bir geleceği önlemek, bugünden somut çalışma gerektiriyor.
Dünya siyasetindeki örnekler de devletlerin duygusal bağlılıklardan çok çıkar hesaplarıyla hareket ettiğini gösteriyor.
Türkiye ile Suudi Arabistan’ın ağır siyasi gerilimlerin ardından savunma alanında iş birliğini geliştirmesi, değişen şartların ilişkileri nasıl dönüştürebildiğinin bir örneğidir.
Azerbaycan’ın Türkiye’yle yakın ortaklığını sürdürürken İsrail’le de stratejik ilişkiler geliştirmesi, aynı gerçeğin başka bir görünümüdür. “Kardeşlik” söylemi, devletlerin üçüncü ülkelerle ilişkilerinde bütün tercihlerinin örtüşmesini sağlamıyor.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme arayışları da tarihsel anlaşmazlıkların, ortak çıkar arayışlarını bütünüyle ortadan kaldırmadığını gösteriyor.
Bu örnekleri onaylamak zorunda değiliz. Fakat devletlerin nasıl davrandığını anlamak için onları dikkate almak zorundayız.
Abhazya’ya bağlılığımızın gücü, taleplerimizi ne kadar yüksek sesle dile getirdiğimiz kadar, halkımızın geleceğine ne ölçüde somut katkı sunduğumuzla da ölçülmelidir.
Hedeflerimizden vazgeçmeden, önceliklerimizi doğru belirlemeliyiz. Diplomatik taleplerimizi savunurken dilimize, nüfusumuza, eğitimimize ve ekonomik dayanıklılığımıza da aynı kararlılıkla sahip çıkmalıyız.
Duygularımız davamıza bağlılığımızı beslesin; yolumuzu ise akıl, gerçekçilik ve somut hedefler belirlesin.






0 Yorum